twitter



1990 yılıydı..

Yılı çok iyi hatırlıyorum, çünkü 6 yaşındaydım ve korku içerisindeydim.

Yanlış hatırlamıyorsam Sarıyer maçıydı. Babamın ellerini sıkıca kavrıyor ve bırakırsam o anda kaybolacağımdan korkuyordum. Babam elimi bırakırsa eve nasıl dönerim, onu dahi bilmiyordum. Şeref Tribünü’ndeydik. Babam sürekli birileri ile konuşuyordu, birileri ile selamlaşıyordu. Bana da bu kişilerin kim olduğunu anlatıyordu daha sonra. Şimdi bu isimlerin hiç biri aklımda değil.

Ve amcam. Ahmet Kurt. Rahmetli amcam. İdölümdü.

Babam, amcam ve ben gittik bir çok maça. Yine hep Şeref Tribünü’nde idik. Amcam maçlara boş gelmezdi. İlla ki yanında fındık, fıstık ve envai çeşit kuruyemiş olurdu. Küçüktüm. Sahada neler olduğunu dahi anlamıyordum. İzlemeye çalışsam, boyum yetmiyordu ki zaten. İzlediklerim de bir şey ifade etmiyordu. Bütün maç çerez ve çikolata yiyerek geçirdiğim 90 dakikalarım oldu.

Babam ve amcam sürekli bazı isimler hakkında yorumlar yapıyorlardı. Metin’i, Ali’yi, Feyyaz’ı ilk orada duymuştum. Süleyman Seba’nın ne kadar önemli bir insan olduğunu anlatır dururdu babam.

Aradan ne kadar geçti ve ben o süre zarfından kaç maça gidebildim hatırlamıyorum.

Ama İnönü Stadı’nda oynadığımız her maça giderdi babam ve ben ağlardım beni de götürmesi için. Bazen dayanamaz götürürdü, bazen de göz yaşlarıma rağmen evde kalırdım.. Anneme de beni teselli etmek düşerdi.



Sonra bir gün bir maç hatırlıyorum. Bursa maçı. Çok net hatırlıyorum o maçı. 4-1 bitmişti. Ertuğrul çok uzak bir mesafeden, frikikten gol atmıştı. O maçta karar vermiştim. Artık nettim ve emindim. O güne kadar belki de babam ve amcam ile beraber zaman geçirmekti Beşiktaş benim için.. Ama o maç nasıl bilmiyorum, bir şey olmuştu. Bir kıza belirli bir süre geçtikten sonra, tanıdıktan sonra aşık olursunuz ya, onun gibi bir şey belki de. İlk görüşte aşk değildi benimkisi.. O Sarıyer maçından, bu Bursa maçına kadar flört dönemimdi.. Ama artık emindim. O maç benim Şeref Tribünü’ndeki son maçımdı.

Babam İnönü’deki bir sonraki maç için benim gelip gelmeyeceğimi sordu. Cevabım belliydi. Gidecektim. Ama babamla değil. Ve Şeref Tribünü’ne de değil. Arkadaşlarımla.. Beşiktaşlı arkadaşlarımla.. Ve harçlıklarımdan biriktirdiğim para ile. Açık tribüne!

Yıllarca açık tribüne gittim. İstanbul Erkek Lisesi’nde arkadaşlarım ile beraber. Çocukluk arkadaşım Kerem Can ile beraber. Yazlıktan arkadaşlarım ile beraber. Soğuktan donduğum günler oldu. Annemin babama “bu çocuğu sen zehirledin Beşiktaş’la” diye kızdığı günler..

Sonra birgün, bambaşka bir karar daha aldım. O an artık açık tribüne ait hissetmedim kendimi. Karşıdaki adamlar daha çok ilgimi çekmeye başlamıştı. Maç boyunca susmuyorlardı.



Ve Kapalı günleri başladı. Kerem Can sağ olsun, o bilet buluyor ve beraber maçlara gidiyorduk.. Yıllarca gitmediğim maç kalmadı. Yeri geldi tek gittiğim oldu, yeri geldi arkadaşlarla.. Ateşli iken de gittiğim oldu, ertesi gün ödevim varken de. Üniversite tercihimi yaparken "İTÜ Makine İnönü’ye yakın hem" dediğimde okulun tanıtımını yapan dekan suratıma anlamsızca bakmıştı.
Nelere tanık olmadık ki...

Valencia maçı gelir aklıma hala.. Karaboğanın deplasmanda kale alanından auta attığı top nasıl girmez, hala rüyalarıma girerken..



Fevzi’nin ayağının altından kaçırdığı Halilagiç geri pası ve 1-1 biten GS maçı. Erman, Ekin, ben ve Burak Bambul gitmiştik. Erman kabul etmez şimdi ama maça 5 saat erken girdik diye maç başlayana kadar oturup ders çalışmıştı, o kadar tezahüratın ortasında.. Burak Bambul’un da bana kullandırtmadığı kalemlerini maç öncesi aramada polis almıştı kalemliğinden.


Valerenga maçının sızısı ne zaman geçer peki? Nasıl unuturum bilmiyorum. Hiç unutamam sandığım acıları unuttum.. Ama 3-0’dan 3-3 verilen maçın acısı hala bağrımda. Şifo Mehmet’e “çocuğum uyanınca ona ne diyeceğim?’ diyen babanın feryadı hala kulağımda.. Ve o maçtan sonraki ilk maçtaki tıklım tıklım doluşu İnönü’nün.. O kadar kızmıştık Valeranga maçı sonrası.. Ama İnönü yine bizi buyur etti.


Barcelona maçı vardı.. Ben o maçı hala anlayabilmiş değilim. Hala da anlatamıyorum kendime. Çok da üzerinde duramıyorum o açıdan.. Hala rüya gibi geliyor o gün. Ve 30’uma merdiven dayamışken ben, hala en mutlu olduğum zamanları hatırlasam, mutlaka o Barcelona maçı gelir aklıma...


Peki ya Liverpool maçı? O maçta o tribünde olanlar Türkiye’de daha evvel olmadı. Ve bir daha da olmayacak. Bir daha Beşiktaş taraftarı da aynısını yapamayacak. Bir kereydi, oldu ve bitti. Tek şahidi ise İnönü.. Bir de Emre Tilev belki..


Sergen atmıştı, şampiyonluk gelmişti.. Ne kadar da çok sevinmiştik o an.. Ne kadar da mutluyduk..



Dinamo Kiev maçı vardı bir de. Pascal Nouma’nın aşırtma golü. O golün sevincinde Alp’i kucaklayıp havalara kaldırmıştım. 


Tam 8 adet kombine bilet..

Üst üste Kapalı’ya gidilen 8 yıl.

Ve bu süre zarfında kaçırılan sadece 2 maç.

Biri İstanbulspor maçı idi, diğerini hatırlamıyorum.

Ve akabinde de başkana kızıp ‘ben artık kombine almam’ kararım. Sene sonunda kombine almadığım için zarar etmiş olmam; zira yine ayrı kalınamayan Beşiktaş maçları.



Çocukluğumdan beri yaşadığım bir çok anı geliyor aklıma.. Bunların hepsine birden şahit olan, bir ailem vardı, bir akrabalarım, bir de İnönü..

Kardeşlerimi de getirdim. Her maç evveli maça gelmek için türlü bahaneler bulan ve yanımda gelmey çalışan Emir'i.. Hatta Galatasaraylı olan kardeşim Ergin’i dahi..

Arkadaşlarımı getirdim.

Kimi sevdiysem, kimi kendime yakın hissettiysem İnönü’ye getirdim. Evime getirmediğim, ama ağırlamak için İnönü’ye getirdiğim insanlar oldu..

Futbola karşı en ufak ilgisi bulunmayan annemi dahi getirdim. O da gördü benim ikinci evimi. Nerede oturduğumu gösterdim, maç öncesi ve sonrası ritüellerime bir bir şahit oldu.

Bağrıma bastım da bağırdım kaç futbolcunun adını.. Beşiktaşıma haksızlık yapıldı diye küfür de ettiğim de oldu.

Maç günleri dışında seyrüsefer halinde iken bomboş bile olsa , uzaktan da olsa her seferinde nasıl heyecan kapladı içimi, anlatamam.. Bir an için unutursun ya bütün dertlerini..  Sevdiğini görmek gibi, kıpır kıpır..

İnönü’de ik golü atan Süleyman Seba ve asisti yapan Faruk Sağnak..  Onlar hikayeleri yazılırken delikanlılık çağlarındaydılar, bense bu dünyada yoktum.

Şimdi Süleyman Seba bizim onursal başkanımız -Allah uzun ömürler versin-, Faruk Sağnak ise rahmetli.. O zamandan bugüne bu stat 100lerce hikayeye ev sahipliği yaptı.. Çok büyük adamlar geldi, geçti. Ben avazımın çıktığı kadar bağırıp sesimi kısarken onlar başkandı, yönetici idi, futbolcu idi.. İnönü bana hayatımın en heyecanlı dakikalarını yaşattı. Nice dostlar kazandım sayesinde, nice arkadaşlarımı da daha iyi tanıdım.


Florya’dan Orkun, Orkut, Bora, Kerem Can, Veysel, Gönenç.. Bağırmayan taraftara söven Şeyhmus.. Veysel’in Atakan.. Serhan Başkan, Über Orhan.. Yıllar sonra tribünde karşılaştığım çocukluk arkadaşım Yetkin.. Derbiden derbiye gelen Ali Rıza, lisedeyken çok görüşmediğimiz ama Beşiktaş sayesinde her 2 haftada bir buluştuğumuz Metehan.. Mete'nin Aykut..  Kapalı üst ve Serhat Şekerci.. İlkelerin adamı Ali abi.. Ömürlük sıra arkadaşım Erman.. Garip bir şekilde Erman’dan daha çok maça gelmeyi başaran Fenerli Ekin.. Eski açık yılları; Görkem ve babası, kocaman Ali. Bizi köftesiz bırakmayan Halil Parlak hocam.. Makinadan Onur, Çağlar, Emre Yüksel.. Mercedes’ten Murat Kızıltan, Ahmet Çevik, Tolga Onat, Cem Demirbilek.. Sahte forma meraklısı Ziylan.. Yüksek lisanstan Ozan.. Kıbrıs’tan GS ve FB maçlarını kaçırmayan Zenci Alp.. Doktor Arman.. ve aklıma gelmeyen daha onlarcası..



Ve son geldi. Artık olmayacak. Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak.. .O değil artık... Yepyeni bir stat gelecek. Ve bu yeni stat başka başka insanların hikayelerine mekan olacak..

Daha yenisi ve belki de daha güzeli olacak..

Ama eminim “benim için” daha iyisi olmayacak.

Stat değil sadece, bizler de değişeceğiz.. Bizler de yıkılıp yeniden yapılacağız..


Daha çok para kazanacak, daha tecrübeli olacak, daha çok insan tanıyacak ve belki artık daha az konuşacak.. Daha az insana güvenecek.. Daha büyük sorumluluklar alacak ve belki de artık daha az mutlu olacak.. Hoşça kal Kapalı’daki o hiç geri gelmeyecek çocuk..

Elveda İnönü'ye değil, kendime..

Stat değil ki bu, aslında hayat..
18 Mayıs 2013 Cumartesi | 0 comments | Labels: , ,



Her ne kadar IPhone, IPod, IPad gibi ürünlerdeki yaratıcılığı, başarısı ve teknolojideki ileri görüşlülüğü ile ilgili kendisini hep takdir etmiş olsam da Flash konusunda çok kızardım Steve Jobs’a.. Ancak IPhone ve benzeri standartlardaki Apple ürünlerinde neden Flash desteği olmadığı konusundaki açıklamalarını okuyunca bir de madalyonun öteki yüzünü görme fırsatım oldu.Tabi ki bu konuda olayın Apple bakış açısıyla görünenleri irdeleyebiliyoruz, çok daha sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için Adobe’nin de cevaplarını analiz etmeliyiz, ancak yine de Steve Jobs bazı konularda bu yazısıyla en azından beni ikna etti.

'Apple neden Flash konusuna soğuk bakıyor?' sorusuna Steve Jobs’un ağzından en sağlıklı cevapları bulabilmek adına sizlerin de yazıyı okumasını tavsiye ederim:

* * *

"Apple, Adobe ile uzun bir geçmişe sahip. Aslında biz, Adobe sahipleriyle ilk olarak, meşhur garajlarında tanıştık. Apple olarak, postscript’lerini yeni lazer yazıcımıza uyarladık; onların ilk büyük müşterisi olduk. Burada Adobe Flash ürünleri ile ilgili bazı düşüncelerimizi açıklamak istiyoruz ki müşterilerimiz ve eleştirmenler, neden IPhone, IPod ve IPad’lerde Flash’a izin vermediğimizi daha iyi anlasınlar. Adobe, bizim kararımızın App Store’u korumak için “iş” maksatlı olduğunu iddia ediyor. Lakin gerçekte kararımız tamamen teknolojik hususlara dayanıyor. Adobe, bizim kapalı bir sistem olduğumuzu ve Flash’ın açık olduğunu iddia ediyor; aslında tam anlamıyla zıttı doğru. Bu konuyu madde madde açıklamak isterim..

1) Açıklık

Adobe’un Flash ürünleri yüzde yüz sahiplidir. tamamen Adobe’tan dağıtılırlar ve gelişimlerinden sorumlu olan tek yetkili Adobe’tur. Flash’ın yaygın olması, “Açık” olması anlamına gelmez. Flash, her açıdan kapalı bir sistemdir. Apple da bunun gibi birçok ürüne sahiptir. IPhone, IPod ve IPad’e ait işletim sistemi sahipli olmasına rağmen biz Web’e ait olan tüm standartların açık olması gerektiğine inanıyoruz. Flash’ı kullanmak yerine, Apple hepsi açık standartlar olan HTML5, CSS ve Javascript’i benimsemiştir. Apple’ın mobil cihazları bu açık standartların düşük güç gereksinimi ve yüksek performanslarıyla sunulmaktadır. Adobe, Google ve birçokları tarafından benimsenen yeni Web standardı HTML5, Web geliştiricilere üçüncü parti Web tarayıcı eklentilerine (Flash gibi) ihtiyaç duymadan zengin grafik ve animasyonlar hazırlamayı sağlıyor. HTML5 tamamen açık ve Apple’ın da üyesi olduğu bir komite tarafından idare ediliyor.

Apple, Web için açık standartlar da üretiyor. Örneğin Webkit, tamamen açık bir HTML5 yorumlama motoru, açık kodlu bir proje olarak Apple tarafından başlatıldı. Şu an Safari’nin kalbi ve geniş çapta benimsendi. Google, Palm ve Nokia tarafından kullanılıyor. Blackberry de kullanacağını söylüyor. Neredeyse Microsoft dışındaki tüm mobil tarayıcılar Webkit kullanıyor.Webkit teknolojisini açarak, Apple mobil tarayıcılar için standart belirlemiş oluyor.

2) Tüm Web

Adobe, defalarca, Web’deki videoların %75'inin Flash üzerinde olduğunu ve Apple mobil cihazlarının Web’in tümüne erişemediğini söylüyor. Söylemedikleri ise neredeyse tüm bu videoların daha modern bir formatta (h.264) ayrıca sunulduğu ve Apple cihazları tarafından da görüntülenebildiği. Youtube, Web’deki videoların %40'ını sunuyor ve Apple cihazlarıyla destekleniyor. Vimeo, Netflix, Facebook, ABC, CBS, CNN, MSNBC, FOX News, ESPN, NPR, Time, The New York Times, The Wall Street vs. tümü Apple cihazlarına görüntü sunuyor.

Bir diğer Adobe iddiası, Apple cihazlarının Flash oyunları oynatamayacağı yönünde. Doğrudur. Ancak ne güzeldir ki, App Store’da 50.000’in üzerinde oyun ve eğlence ürünü var ve bunların çoğu bedava. Apple cihazları için dünyadaki herhangi bir platformdan daha fazla oyun / eğlence ürünü üretilmiş durumda.

3) Güvenilirlik, Güvenlik, Performans

Symantec, 2009'da Flash’ın en kötü güvenlik kayıtlarına sahip olduğunu raporluyor. Biz de Mac çökmelerinin bir numaralı sebebinin Flash olduğunu ilk elden biliyoruz. Adobe ile bunları çözmeye uğraşıyoruz fakat senelerdir çözüme uzak kaldılar. Biz, IPhone’larımıza, IPod’larımıza ve IPad’lerimize Flash ekleyerek ürünlerimizin güvenilirliklerini ve güvenliklerini azaltmak istemiyoruz.

Ayrıca olarak Flash, mobil cihazlarda iyi bir performans sergilemiyor. Birkaç senedir Adobe’a, Flash’ın iyi çalıştığı herhangi bir mobil cihaz göstermesini istiyoruz. Henüz göremedik.

4) Pil Ömrü

Mobil cihazlar, uzun pil ömrüne sahip olmak için videoları donanım seviyesinde çözmelidir; Yazılım seviyesinde çözmek daha fazla güç ister. Bugün birçok mobil cihazda kullanılan yongalar, bir endüstri standardı olan (ve Google, Apple, Vimeo tarafından benimsenen) h.264 çözücüsü içermektedir.

Flash’a, yakın zamanda h.264 desteği eklenmesine rağmen, Flash’ın yayımladığı videolar eski nesil ve sadece yazılım tabanlı olan bir çözücü gerektirmektedir. Fark çarpıcıdır: IPhone’da h.264 videolar 10 saate kadar izlenirken, yazılım seviyesinde çözülen videoların izlenme süresi 5 saati geçmiyor.

Web siteleri, videolarını h.264 ile tekrar şifrelerse, onları Flash kullanmadan da sunabilir. Tüm bu videolar, Apple’ın Safari’sinde veya Google’ın Chrome’unda herhangi bir eklenti gerektirmeden fevkalade güzel çalışmaktadır ve IPhone’larda, IPod’larda ve IPad’lerde de güzel gözükmektedir.

5) Dokunma

Flash, mouse ile kullanılan PC’ler için tasarlanmıştır; parmak ile kullanılan dokunmaya duyarlı ekranlar için değil. Flash’ın mouse özgü oluşturduğu özel efektler, Apple’ın devrimci multi-touch arayüzünde anlamsız kalmaktadır. Çoğu Flash Web sitesi, dokunma tabanlı cihazlar için tekrar yazılmak zorundadır. Eğer geliştiriciler, bu siteleri tekrar yazacaksa neden HTML5, CSS ve Javascript gibi modern teknolojileri kullanmasınlar?

Eğer IPhone, IPod ve IPad Flash’ı çalıştırsa bile, bu bir çok sitenin dokunma tabanlı cihazlar için tekrar yazılması problemini çözmeyecekti.

6) En önemli neden

Flash’ı desteklemeyişimizin, saydıklarımızdan daha önemli bir nedeni var. Web sitelerdeki içeriğin Flash olmasının yan etkilerinden bahsettik. Fakat Adobe, geliştiricilerin cihazlarımız üzerine Flash ile uygulama yazmasını istiyor.

Acı tecrübelerimizden biliyoruz ki platform ve geliştirici arasına üçüncü parti bir yazılım katmanı girmesine izin vermek, standartlara yetişemeyen uygulamalara neden oluyor ve platformun genişlemesini / ilerlemesini engelliyor. Eğer geliştiriciler, üçüncü parti bir geliştirme setine bağlı kalırlarsa, üçüncü parti ne zaman isterse o zaman yeni özelliklere kavuşuyorlar. Kusura bakmayın ama yaptığımız geliştirmeleri, geliştiricilerimize ne zaman ulaşacağına bir üçüncü partinin karar vermesinden hoşnut olamayız.

Bu durum, eğer üçüncü parti çapraz geliştirme aracı sağlıyorsa daha da kötüleşiyor. Üçüncü parti, bir platformdaki gelişmeleri diğer platformlar sağlamıyorsa, hiç desteklemeyebiliyor. Böylece geliştiriciler, sadece en alt seviye ortak özelliklere sahip olmuş oluyor. Rakiplerimiz olan platformlarda hiç bulunmayan yeniliklerimiz ve gelişmelerimizden geliştiricilerimizin mahrum kalmasını kabul edemeyiz.

Flash bir çapraz platform geliştirme aracıdır. Adobe’un amacı geliştiricilerin mükemmel IPhone, IPod ve IPad uygulamaları yazmasına yardım etmek değildir. Amaç geliştiricilerin platformlar arası bağımsız uygulamalar yazmasını sağlamaktır. Adobe, acı bir şekilde Apple platformlarına uyumda uyuşuk kalmaktadır. örneğin Mac OS X’in 10 senelik mazisine rağmen Adobe ancak iki hafta önce (cs5 ile) Cocoa’ya tam uyum sağlamıştır. Adobe, Mac OS X’e ayak uyduran en son büyük üçüncü parti geliştiricidir.

Motivasyonumuz basittir: Geliştiricilerimize en gelişmiş ve en yenilikçi platformu sağlamayı, onların doğrudan bu platformun omuzlarında durmasını ve dünyanın görüp görebileceği en iyi uygulamaları yazmasını istiyoruz.

Platformu geliştiricilerin hep daha şaşırtıcı, güçlü, eğlenceli ve yararlı uygulamalar yazabilmesi için sürekli geliştirmek istiyoruz. Herkes kazanıyor! Daha çok cihaz satıyoruz çünkü en iyi uygulamalara sahibiz, geliştiriciler geniş bir kitleye hitap ediyorlar, kullanıcılar bu uygulamaları kullanmaktan memnunlar.

Toparlarsak;

Flash, PC çağında çıkmıştır – PC’ler ve mouse ile kullanım için. Flash, Adobe için başarılı bir iştir ve onu PC’lerin de ötesine yaymak istemelerini anlayabiliriz. Fakat mobil çağ, Flash’ın hep sınıfta kaldığı, düşük güce sahip cihazlarla, dokunmaya duyarlı arayüzlerle ve açık Web standartlarıyla ilgilidir.

Apple cihazlarına yönelik sunulan son medya yayınları, Web’de video izlemenin veya herhangi bir içeriği tüketmenin Flash gerektirmediğini ortaya koymuştur.

Mobil çağda oluşturulan HTML5 gibi yeni açık standartlar, mobil cihazlarda (ve PC’lerde bile) kazanan olacaktır. Belki de Adobe, gelecek için güçlü HTML5 araçları yazmaya odaklanmalı ve Apple’ın geçmişi geçmişte bırakmasını daha az eleştirmelidir."

Steve Jobs, Nisan 2010
1 Temmuz 2012 Pazar | 0 comments | Labels: , , , , , , ,



Agent:
Müşteri Temsilcisi: Çağrıları cevaplayan ve dış aramaları yapan kişi.

Analog:
Telefon iletişiminin sayısal(digital) olmadığı durum.

Automatic Call Distrubitor (ACD):
Otomatik Çağrı Dağıtımcısı. Çağrı merkezlerinde kullanılan özel bir telefon sistemidir. Çağrıları otomatik olarak yanıtlayan, sıraya sokan, temsilcilere dağıtan, gecikme anonslarını devreye sokan ve tüm bu faaliyetlerle ilgili eş zamanlı ve geçmiş raporlar tutan yazılım/donanımdır.
 
Basic Rate Interface (BRI):
ISDN servisinin iki ana derecesinden biridir. Bir BRI hattı, ses ve veri için iki, sinyalleme için bir kanal sağlar. (genelde 2B + D olarak da ifade edilir.) Bakınız Primary Rate Interface (PRI) ve Integrated Services Digital Network.

Call Blending (Çağrı Harmanlama):
Geleneksel olarak ayrı olan inbound ve outbound temsilci gruplarını hem inbound hem de outbound temasları birlikte yürütmekten sorumlu bir grupta birleştirir. Gelen çağrı yüküne göre outbound arama yapan temsilcileri inbound moduna veya tam tersini otomatik olarak harmanlayan bir sistemdir.

Computer Telephony Integration (CTI):Bilgisayar ile telefonun birlikte çalışmalarını sağlamak için gerekli yazılım, donanım ve programlamadır.

Escalation (Eskalasyon):
Oluşan kuyruğun kabul edilebilir derecelerin üzerine çıktığında atılacak adımları açıklayan bir plandır.

Inbound:
Gelen çağrı. Müşteri temsilcileri tarafından cevaplanmak üzere müşteriden ACD’ye gelen aramaların sayısını gösterir.(Müşterinin çağrı merkezini araması)

Interactive Voice Response (IVR):
Etkileşimli Sesli Bilgilendirme Sistemleri. Telefon aramalarını sesli yanıt sistemi ile karşılayan ve tuşlamalar aracılığı ile arayan kişinin istediği bilgileri sesli olarak okuyan sistemlerdir

ISDN (Integrated Services Digital Network):
Ses, görüntü, veri tarzındaki her türlü bilginin sayısal bir ortamda birleştirilerek aynı hat üzerinden iletilmesinin sağlandığı bir haberleşme ağıdır. İletim kalitesi normal telefon hattından daha yüksektir.

Outbound:
Dış arama. Müşteri temsilcisi tarafından arama yapılan çağrı sayısı. ( müşterilerin aranması)

Outsourcing Dış Kaynak Kullanımı:
Çağrı merkezinin sadece bazı veya tüm hizmetlerini dışarıya vermek.

Private Branch Exchange (PBX):
İşyeri santralıdır.

Primary Rate Interface (PRI):
ISDN servisinin iki seviyesinden birisidir. Kuzey Amerika'da PRI ses ve bilgi için bearer kanalı, sinyal bilgisi için bir kanalı sağlar (23B+D olarak ifade edilir.) Avrupa'da PRI 30 bearer hat (130B+D)'dir. Müşteri lokasyonunda yer alan gelen ve giden çağrıları ele alan bir telefon sistemidir. ACD yazılımları, PBX'ler, ACD fonksiyonletisi sağlar.

Screen Pop:
Bir CTI yeteneğidir. Arayanların kayıtları çağrılarla aynı anda otomatik olarak (Anı veya VRU/IVR'daki kodlama ile) temsilcinin önüne getirilir.

Script:
Konuşmacının elindeki notlar. Müşteri temsilcisinin müşteri ile görüşme esnasında nasıl konuşacağını ve hangi sıra ile konuşacağını belirten önceden hazırlanmış metinlerdir.

Service Level:
Hizmet Düzeyi. Gelen çağrıların yüzde kaçının belirlenen sürelerde cevaplandığını belirtir. İlk X saniye içerisinde cevaplanan çağrıların tüm çağrılara oranıdır.

Voip Voice Over IP:
Ses iletişiminin IP ağları üzerinden transferi
13 Kasım 2011 Pazar | 0 comments | Labels:

Birçok kurum, çağrı merkezi kurmaya karar verdiğinde ilk ve doğal olarak ellerinde bulunan santral sistemlerini kullanıp kullanamayacağını sorgular. Genellikle bu mümkün değildir. Bunun iki sebebi olabilir:
  • Santral sistemi çok eskidir. Eski tip santraller dijital değildir. BRI ve BRI desteği olmadığı gibi, çağrı merkezi olarak çalışacak bir ekibin ihtiyacı olan dijital veya gelişmiş telefon setlerini desteklemez. IP özellikleri yoktur. Bu nedenle “Full IP” ya da “Hyprid IP” olarak da kullanılamazlar.
  • Santral sistemi çağrı merkezi modüllerine sahip değildir. Kullanılmakta olan santral sistemi yeni nesildir veya ilavelerle yeni teknolojileri destekleyebilir bir santral sistemidir, ama çağrı merkezi olarak yapılandırılmasını sağlayacak olan yazılım ve donanım modülleri eksiktir. Bu eksiklikler, ilgili modüllerin (bazen bu sadece lisans alarak da yapılabilmektedir) aktif hale getirilmesi ile giderilebilir.
Unutulmaması gereken en önemli konu ise bir çağrı merkezinin sadece santral sisteminden oluşmadığıdır. Çağrı merkezleri PBX, Ses kayıt, CTI, ACD Raporlama, Yönetim Sistemleri, IVR ve WFMS gibi birçok bileşenden oluşur. Eksik bileşenlerle düzenlenen süreçler birçok kurumun başarısız ve sözde “çağrı merkezi” kurmalarıyla sonuçlanmaktadır.
| 0 comments | Labels:


"0800 Ücretsiz Aranır Telefon" hizmeti ülkemizde 1988 yılında hizmete verilmiştir. Görüşme ücretleri arayan tarafından değil aranan tarafından ödenen telefonlardır.

Şu anda binlerce adet 0800'lü telefon abonesi bulunmakta olup, tesisli hat sayısı birkaç katı kadardır.

Ürettiği mal ve hizmeti ülkenin çeşitli yörelerindeki talep sahibi kişilere tanıtmak isteyen firmalar ile sattıkları ürünlerle ilgili problemlerle karşılaşan müşterilerin sorunlarını çözümlemek ve ürünleri ile ilgili talep sahibi kişileri bilgilendirmek, ürün pazarlamak isteyen firmalarca büyük rağbet görmektedir.

Bu haberleşme hizmeti Avrupa ülkelerinde ve ABD'de yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.
| 0 comments | Labels:



  • Fırsat Yönetimi : Taleplerin tek merkezde toplanması, başvurulardan yeni satış fırsatları yaratılması, bu fırsatların bayilere yönlendirilmesi, sonuçlarının takip ve analiz edilmesi.
  • Müşteri Hizmetleri :Müşteri servis, şikayet ve bilgi isteklerinin tek merkezde toplanması, anında cevaplanması ya da gerekli birimlere iletilmesi, sonuçlarının takip ve analiz edilmesi, müşteri memnuniyeti ve sadakatinde artış
  • Kampanya Yönetimi : E-Posta ve SMS (kısa mesaj) yoluyla ürünlerinize uygun hedef kitlelere duyuru ve tele-satış aktiviteleri düzenlenmesi, satış ve pazarlama faaliyetlerine destek sağlaması, sonuçların takip ve analiz edilmesi
  • Maliyet Yönetimi:Şirket genel operasyon giderlerini azaltması, maliyetlerin önceden hesaplanabilmesi, analiz ve raporlar doğrultusunda daha etkin kaynak planlamasının yapılabilmesi
  • Veri Yönetimi: Müşteri bilgilerinin güncellenmesi, müşteriyi tanıma, rakip bilgisinin toplanması, toplanan verilerin tek bir kaynakta depolanması
| 0 comments | Labels:


Bir tenis fanatiği olduğum söylenemez. Ancak gerek Agassi, Sampras, Hingis zamanlarından kalan ilgimin şartlar sağlandığı zaman hala canlanabiliyor olması, gerekse de kardeşimin birkaç yıldır bu spora duyduğu ve onu Bakırköyspor bünyesinde lisanslı sporculuğa kadar götüren inanılmaz hevesi bir araya gelince WTA İstanbul'u yerinde takibim kaçınılmaz oldu.

Türkiye'de gerçekleşen Formula 1, Şampiyonlar Ligi Finali ve Dünya Basketbol Şampiyonası gibi birçok büyük organizasyona hem işim dolayısıyla, hem de spora şahsi ilgimden dolayı  yerinde şahitlik ettim ve organizasyonları hem perde arkası, hem de ekrana yansıyan yönleriyle tecrübe etme fırsatım oldu. Bu pencereden WTA İstanbul'u değerlendirdiğimde, Türk spor tarihinin en başarılı organizasyonlarından biri olma yolunda büyük adımlar attığını söyleyebilirim.

Daha ilk gün gördüğümüz tablo, turnuvanın oldukça iyi geçeceğinin sinyallerini vermişti. Dünya genelinde dahi nispeten boş tribünlere oynanan ilk gün maçlarında bile salon büyük oranda dolmuştu. Hatta organizatörlerin bile tahmin edemeyeceği bir kalabalıkla karşılaşılmış olacak ki, ilk günlerde, salondaki büfeler başta olmak üzere birçok stand henüz 2. maçın ortasına gelinmeden yiyecek konusunda yetersizlik gösterdi. Ancak bu konuda çok çabuk aksiyon alındı ve sadece ilk günlerde yaşanan bu aksaklık organizasyonun geneline yansımadı.

Turnuvada en çok ilgimi çeken 4 isim;  -üçü oyunu, biri ise yaşattığı hayal kırıklığıyla-Radwanska, Azarenka, Kvitova ve Sharapova oldu.

Radwanska üstün yeteneklerinden ziyade, akılcı tenisin bir temsilcisi olarak oyunu okuyan, nerede olacağını bilen, çabuk ayaklara sahip bir oyuncu olduğunu gösterdi ve sonuçlarıyla olmasa da oyunuyla sempati topladı.

Maria Sharapova, oynadığı iki maçı da kaybederken turnuvada yaşadığım en büyük hayal kırıklığı oldu. Daha sonra da Spor Bakanı Suat Kılıç'ın dahi cevap vermesine sebep olan bir polemik ile kafalarda soru işareti bırakarak turnuvadan çekilip yerini Bartoli'ye bıraktı.

Victoria Azarenka ise maçlardan önce verdiği röportajlarda olsun, saha içerisindeki davranışlarıyla olsun, hep alçak gönüllüğü ile ön plandaydı. Turnuva genelinde de müthiş oyunu ve  akıl dolu vuruşları ile başarılı oldu. Tribünlerle de iyi bir iletişim yakalayarak desteği arkasına aldı ve finale adını yazdırdı.

Petra Kvitova ise gruptan çıkarken hiç zorlanmadı, hatta dünya bir numarasına dahi göz açtırmadı. Grand Slam zaferinden sonra bir de sezon sonu turnuvasında da taçlanmak için elinden gelen her şeyi yaptı ve  fazla zorlanmadan Azarenka ile finalde karşılaşma hakkını elde etti.
  
Azarenka - Kvitova arasında geçen inanılmaz çekişmeli finale Kvitova fırtına gibi başlasa da Azarenka  geri dönüş yapmayı bildi ve nefesleri kesen bir maç izlememizi sağladı. Final setinde çok daha üstün olan Kvitova, Azarenka'nın gayretlerine fırsat vermeyip maçı alarak kupaya uzandı.

Turnuva genelinde Türk tenis izleyicisi de çok misafirperver ve centilmen bir tavır sergiledi. Alkışlar yerli yerindeydi. THY reklamlarından aşina olduğumuz Wozniacki ve tenisin dünya çapında popüler yüzü Sharapova'ya ekstra ilgi gösterilmesi dışında, sahaya beceri ve özverisini yansıtan her oyuncu tribünlerden hak ettikleri desteği mutlaka aldı.
  

Boş kortlardan, boğaz köprüsü üzerinde düzenlenen görsel organizasyonlardan nerelere geldik. Bu başarının arkasındaki herkese teşekkür borçluyuz. Eminim ki, 2012'de de final biletleri ilk günlerde, diğer biletler de çok kısa sürede tükenir. Bundan sonrası için de çok büyük tenis organizasyonları için ev sahibi adayları arasında mutlaka adımız geçecektir. Spor servisleri de, sponsorlar da bundan sonra tenise daha fazla önem verir diye düşünüyorum, neticede ilginin olduğu yerde reyting de artacaktır.

EMRE KURT
10 Kasım 2011 Perşembe | 0 comments | Labels: , ,

Doğrudan Pazarlama İletişimcileri Derneği (DPİD) tarafından düzenlenen ve her yıl büyük heyecanla beklenen Doğrudan Pazarlama Ödülleri, 26 Ekim 2011 tarihinde Rahmi Koç Müzesi'nde düzenlenen ödül töreni ile sahiplerini buldu.

Çalışmaların; strateji, yaratıcılık, uygulama becerisi ve sonuç kriterleri çerçevesinde değerlendirildiği yarışmada, bu yıl, 350 katılımcı ile en yüksek katılım oranı yakalandı. Mercedes-Benz CRM Departmanı olarak Mercedes Tutkusu Projesi ile "Sadakat Uygulamaları" kategorisinde 1'ncilik, Anneler Günü Projesi ile de "E-Mail Marketing" kategorisinde 3'üncülük ödüllerini aldığımız törende, canlı müzik performansı ve sonrasında yapılacak parti, 24 askerin şehit edilmesi ve Van’da gerçekleşen deprem felaketi nedeniyle iptal edildi.

DP ödülleri kategorilerini incelemek ve yarışma hakkında daha detaylı bilgi edinmek için www.dpodulleri.com, DPİD'i (Doğrudan Pazarlama İletişimcileri Derneği), üye kuruluşları ve organizasyon yapısını daha yakından tanımak için www.dpid.org.tr adreslerini ziyaret edebilirsiniz.


ISDN mevcut analog telefon şebekesinin sayısal alternatifidir. Normal bir telefon hattı gibi bir telefon numarası çevirip hem sayısal, hem de analog hatlara ulaşım sağlanabilir. ISDN teknolojisini alışılmış analog hatlardan ayıran en önemli özellik tamamen sayısal temiz bir ses kanalı sağlamasının yanında, aynı anda veri (data) iletişimine de izin verebilmesidir.

Integrated Services Digital Network sözcüklerinin baş harflerinden oluşmuştur ve Tümleşik Hizmetler Sayısal Şebekesi olarak türkçeleştirilmiştir. Ses, görüntü, veri gibi her türlü bilginin sayısal bir ortamda birleştirilip aynı hat üzerinden iletilmesinin sağlandığı bir haberleşme ağıdır.

ISDN hizmeti ISDN PA ve BA olmak üzere iki şekilde verilmektedir.

İki farklı ISDN bağlantı tipi vardır.

Bunlardan birisi ISDN abonesine iki ayrı 64kbps'lik kanal sağlayan ISDN BA/BRI veya diğer bir adıyla 2B+1D'dır. BA, "Basic Access" ve BRI, "Basic Rate Interface"in kısaltmalarıdır ve ISDN BA ile ISDN BRI aynı fonksiyonun iki ayrı ismidir.

Bir diğer bağlantı şekli ise daha büyük uygulamalarda kullanılan ve 30B+1D sağlayan PA/PRI bağlantı türüdür. PA, "Primary Access" ve PRI, "Primary Rate Interface"in kısaltmalarıdır ve ISDN PA ile ISDN PRI aynı fonksiyonun iki ayrı ismidir.

Dosya transferi, LAN bağlantıları, görüntü haberleşmesi, PC haberleşmesi, İnternet servis sağlayıcıları ve büyük şirketler için ISDN PA aboneliği; daha küçük ve orta ölçekli şirketler ve ev aboneleri için ISDN BA aboneliği uygundur.
5 Kasım 2011 Cumartesi | 0 comments | Labels:


Call Center (Çağrı Merkezi), kurumların temasta oldukları kişi veya kurumlarla olan iletişimlerini yürüttükleri, yazılım, donanım, insan kaynakları ve iş akışlarından oluşan etkileşim merkezlerdir. Rezervasyon merkezi, yardım masası, bilgi hatları, müşteri ilişkileri gibi yapılara genel olarak verilen "şemsiye“ bir isimdir. Yoğun şekilde gelen (Inbound) ve giden (Outbound) telefon çağrılarının gerçekleştirildiği merkezlerdir.

Call Center terimi son zamanlarda yanlış yönlendirici bir terim halini almıştır. Call Center olarak nitelendirilebilecek merkezler artık sadece "telefon çağrısı" almıyor, aynı zamanda e-posta, fax, SMS, çevrimiçi sohbet (online chat) gibi iletişim kanallarını da yönetiyorlar.
| 2 comments | Labels:
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...